22 Kasım 2011 Salı

ÇARŞAMBA MUŞAMBA 23.11.11



Onaylıyor musunuz?


Türk insanının şu kendini onaylatma huyu yok mu, beni öldürüyor. Bilmiyorum, başka kültürlerde de var mı? Onaylatma kültürü mü, kıltüyü mü, karar veremedim. Birisi bir şey anlatır, “Ben de ona ‘beni eve bırak’ dedim. İyi demiş miyim?” veya “Abi elin karısı çalışıyor, benimki de çalışsın. Haksız mıyım?” yahut “Ne kadar da hain insanlar bunlar ama. Yanlışım varsa düzelt.” der. Bu huyumuz içimize öyle bir işlemiş ki, onay almadan iş yapabilme yeteneğimiz bilem yok. Çağrı merkezi aramalarınızı hatırlayın bir bakalım. İşleminizi yapmadan önce “Onaylıyor musunuz?” diye soruyorlar. Altına doldursan, ‘onaylıyorum’ demeden seni tuvalete götürmezler maazallah! Halbuki ben vermişim sana talimatı yapman için. Ve fakat öyle insanlar var ki… “Ben sana yap dedim, ama onayladım mı?” diyerek üste çıkabiliyorlar. Suç kendilerindeyse bile muhataplarına atabiliyorlar. Neyse ki artık görüşmeler kayıt altına alınıyor. Çağrı merkezi çalışanları rahat nefes alıyor. Onlar da insan ama, de mi?

Dijital ayrılıklar

İnternet, mobil vs. icat oldu, mertlik bozuldu. Eskiden insanlar sevgililerinden ayrılmak için yüz yüze görüşmeleri tercih ederlerdi. Siz de sizi terk edenin suratına bir tane tokat atıp hıncınızı alabilirdiniz. Ya da aldatıldığınızı öğrendiğinizde, sevgilinizin yüzüne tükürebilirdiniz. Şimdi öyle değil. Bir SMS’tir, e-postadır gidiyor. Telefon bile değil. “Telefon edersem ayrılmayı istemez, bana yalvarır, onunla mı uğraşıcam?” diyerek maille ayrılan var. Üşenip SMS ile “Ben artık devam edemiycem” diyen de... Ha, bir de onu bile yapamayan hayvanlar var. Taş devrinde yaşıyor sanki deyyus! İletişim sıfır! Ulan bari mağara duvarına iki çiziktir de ayrıldığımızı bilelim! Bir de evrimin dördüncü aşamasında kalmış, homo sapiens sapiens olamamış maymunsu organizmalar var ki, onlar da birinden ayrılıp ertesi gün Facebook’ta falan yeni sevgilileriyle fotoğraflarını boy boy afişe ederler. Onları da Allah tez günde evriltsin, ne diyim.

Her şeyin bir bedeli var.  Askerliğin de…

Bedelli askerlik çıktı, hayırlı olsun. 30 yaşından gün alanlar 30 bin lira ödeyerek askerlik sırasını savacak. Her bir yaş için 1000 lira gibi bişey... 21 gün zorunlu eğitim de yok. Üstelik, bedelin yarısını başvuru sırasında, kalan yarısını da başvurudan sonraki 6 ay içinde ödeyebiliyorsun. Bugüne kadar 125 bin kişi bedelli yapmış. Bu dönemden de 460 kişinin yararlanmasını bekliyorlarmış. Paralar da şehit ailelerine gidecekmiş. Bütün bunların ne esprisi mi var? Yok. Olayın kendisi yeterince espri konusu yapıldı zaten. Her şeyin bedelini ödetiyorlar işte. Ben de bi halt yedim, bedelini ağır ödüyorum, ne var?

Twitter’da Boğuş rüzgarı, kasırgası, hortumu…


Geçen hafta Twitter’a ve cümle sosyal mecraya şarkıcı Boğuş, afedersiniz (ağız alışkanlığı), Doğuş bombası düştü. Çırılçıplak vücudunu sadece münasip yerinin önünde tuttuğu saksıyla örten Doğuş kardeşimiz saksıyı çalıştırdı ve müthiş bir reklam yaparak bütün hafta kendinden söz ettirdi. Tabi bu olay, sahte Doğuşlar’ın doğuşuna da çanak tuttu. Çiçeği, saksıyı eline alan, fotoğraf çektirip internete yükledi, doğuşing diye bişey çıktı. Komik ama tixinç be baba! Hele ki Doğuş’u yukarıdan çekmemişler mi… Kafası kocaman bacakları minicik çıkmamış mı? Fena oldum! Oran /orantı yok. Nedir bu yalebbim? Bari alttan çekeydiniz, heybetli dururdu yahu!

Twitter kuşu s*çtı


Hemen gittim piyango bileti aldım. Bişey çıkmadı. Çıksa burada mı olurum hem? Kafama sıkar giderim, deeermişim! Nasıl oldu, sorgulamaya gerek yok. Boğuşun çıplak resmini merak edenler siteyi kilitlemiş. Ulan, yemediniz içmediniz, her şeyi twitlemeye mi kalktınız nedir? 140 karakter yazmak için siteye giremedim şerefsizim! Bir su dökmek için saatlerce tuvalette sıra beklemek gibi... Ama, o kuşların umrunda mı ki? Almışlar koca balinayı uçuruyorlar, baksanıza… Hayat boş, eğlen coş. Bu slogan da kuşlara kapak olsun!

Monitöre böcek girmiş gördün mü amanını yandım

Bir arkadaş, Facebook’ta feryat ediyordu geçen gün. “Yardım edin a dostlar! Bilgisayarın monitörüne nasıl olmuşsa böcek girmiş. Gezip duruyor. Daha da çıkmazsa basacam üstüne şeltoksu!” diyordu. “O değil, ölürse orada ölü piksel gibi bi karartı kalacak.” diyordu. Ben de merak ettim tabi. Böceğin ölmesi bir yana, şeltoks bir çözelti görevi yapıp ekranın pekmezini akıtırsa, diye telaşlandım. Halbuse, bana ne ki de mi? Arkadaşımın bilgisarayı. Böceğiyle börtüsüyle onun. Uğraşsın dursun.

Bebekle mücadele teknikleri


Bu velet nasıl bi şeyse artık, annesi babası onu beşiğe bağlayıp ç*küne de hortum takmaktan başka çare bulamamış. İlk başta bebeğin tarafını kolluyor insan. “Vay insafsızlar! Vay vicdansızlar! Bunu yapan insan olamaz!” diyesi geliyor da, bir de anne babaya sormak lazım. Kim bilir, neler etti onlara da bu hale geldi? Zaten halinden memnun gibi bakıyor. Bence istediği buymuş. Demek ki ne yapmıyormuşuz? Altımıza kaçırmıyormuşuz. Beşikte rahat duruyormuşuz. Zırt pırt ağlayıp kafa şişirmiyormuşuz. Anne babamızın da insan olduğunu, onları da bir ananın doğurduğunu unutmuyormuşuz! Şaka bi yana tabi de, böyle anne baba olacaksanız çocuk yapmayın daha iyi. Yazık lan.

Bu iş yerinde görev vardır

Her gün Atv-Sabah binasının önünden iki kere geçmekteyim. İş icabı… Orada üç yıldır bir yazı duruyor: Bu iş yerinde grev vardır. Bu nasıl grev, anlayan beri gelsin. Blekberi. Ne yayında bir aksama var, ne de haber veya yayın kalitesinde bir gerileme. Televizyon da gazete de yayınlarına tam gaz devam. Grev öyle mi olurmuş ki? Ben hiç grev görmedim, yapmadım ama bunda bir gariplik yok mu yani? Topluca işi bırakırsın, kapıda halay çekersin, hayal kurarsın. Sendika ile işveren oturur sohbet eder,küfürleşir, çay içer. Sonunda bir anlaşmaya varılır. Birkaç gün sonra bir orta yol bulunmuş olarak çalışanlar işine döner ve işler kaldığı yerden devam eder. Atv-Sabah’ta durum öyle değil. Orada grev değil, görev var. Kimsenin grev aşkıyla çalıştığını sanmıyorum şahsen.

Hayal kırpıklığı

Bu aralar yaşadığım hayal kırıklıklarının haddi hesabı yok. Aşk, iş, para, yemek, yol, sigorta… O kadar ki, kırık da oldu kırpık kırpık da. Kimi toz pembe ve pamuksu-pofuduk hayal şu an kırpık kırpık, tiftik tiftik vaziyette. Daha katı olanlarsa tuzla buz... İnsanın hayatında metrekereye 7 hayal kırıklığı düşer mi arkadaş? Çok yoğun yaa! Vallahi kaldıramıyom artık, belim ağrıyor. Gel sırtımı çiğne diyeceğim biri de yok ki. Akşama gideyim de sıcak suya yatayım barik.

KELİME SEMİRMECE

Terim sözcüğünden Türkçe’de okunabilen kaç farklı kelime türetebiliriz? Bak, şimdi surat ekşitmeyin bana. Daha evvelden devamı gelecek dedim mi, demedim mi?

T E R İ M
T E R M İ
T E M R İ
T E M İ R
T R İ M E
T R E M İ
T İ R E M
T İ M E R
T İ R M E
T İ M R E
M E R İ T
M E R T İ
M E T R İ
M E T İ R
M İ T E R
M İ T R E
M İ R E T
M İ R T E
R E T İ M
R E M İ T
R E M T İ
R İ T E M
R İ M E T
R İ M T E
E M İ R T
E M R İ T
E M T R İ
E M T İ R
E R T İ M
E R T M İ
E R M İ T
E T R İ M
E T M İ R
E T İ R M
İ M T E R
İ M T R E
İ M R E T
İ M E R T
İ R M E T
İ R T E M

  

16 Kasım 2011 Çarşamba

ÇARŞAMBA MUŞAMBA 16.11.11



Bundan sonra çarşamba günlerini kendime deşarj olma günü ilan ediyorum. Hep duygusal veyahut eleştirel yazdım, kendimi tuttum; ama içimdeki mizahı bastıramıyorum. Yazıp güleyim bari. Belki okurken siz de gülersiniz. Gülmezseniz de siz bilirsiniz. Ben yazarım; anlayan anlar, anlamayan parmak kaldırır, bir daha anlatırım. Yine anlamazsanız altına yorum yazarsınız. “Biz anlamıyoruz. Sen de adam mısın be!” dersiniz. Ben de sizi sallamıyor gibi yaparım ama geceleri eve gidince yorganın altında ağlarım. “Bana niye öyle dediler ki?” derim. Dışım sert, içim yumuşaktır benim. Eti Puf gibiyimdir. Marşmelovluyum yani. 

Neyse işte… Artık her çarşamba geyik günü. Ben ilkokuldayken çarşambaları zeytin günüydü, bizimkisi de o hesap. Peki neden çarşamba? Çünkü, perşembe günleri mizah dergileri çıkıyor. Onları alıp okurken beni sallamazsınız, diye düşündüm. Bir de, perşembe günü dergiyi alıp okuyan, bir sonraki çarşambaya kadar onu bitirdiği için arada mizah ihtiyacı olduğunda, açlığı bastıracak atıştırmalık bir şeyler yapayım dedim. Dolapta yemek var, ısıtın yiyin, hesaaabı.

Peki neler anlatacağım size? Ne bileyim işte, belki günlük hayatımdan bazı tespitler, belki sosyal medyadaki paylaşımlarımız, belki birini övme ya da yerme… Hepsi ya da hiçbiri olabilir. Elimize nasıl geliyorsa öyle olsun. Amaaaan, boşverin! Bir kadeh de benim yerime için! Fazla düşünmeyin. Başımıza ne geldiyse düşünmekten gelmedi mi? Burada düşünülmüşü, yazılmışı, çizilmişi, gülünmüşü var. Buyrun buradan yakın.

Asteriks Asteriks Asteriks

Geçen gece nevresimi değiştireceğim, sökmesine söktüm ama takmak eziyet. Hele ki yorgana nevresim geçirmek bana beyin ameliyatı gibi geliyor. Bir türlü beceremiyorum. Arkadaş, bir iş bu kadar zor olabilir mi? Ben tamirat yapan insanım, ama yorgan yüzü takmayı beceremiyorum. Yazdım Facebook’a. Gecenin köründe bir sürü yorum gelmiş. Gülücükler mülücükler… Aradan bir saat geçti, nevresimi alnımın akıyla takmayı başardıktan sonra rapor verdim: Ameliyat başarılı geçti, yorgan yaşayacak!

Asteriks Asteriks Asteriks

Tenim koyu olduğundan baharatlı, şekerli, meyveli kokular seviyorum. Daha doğrusu tenim seviyor. Onlarla barışık. Çiçeksi kokular uçar gider benden, durmaz. Baharat ağırlıklı parfüm ise kalıyor ve güzel duruyor tenimde. Lakin, son aldığım parfüm şişede durduğu gibi durmadı. Baharat olayını abartmışım. Sabah sıktım, bütün gün resmen karabiber koktum! Devamlı olarak kendimi aktarda gibi hissettim. Parfüm çöpü boyladı.

Asteriks Asteriks Asteriks

Bazen bir kadın şarkıcıyı veya radyocuyu dinlediğimde, sesini beğenmişsem çok güzel bir kadın olduğunu hayal ederim. Ama sonra tipini görürüm, bir maymun çıkar. Hayal kırıklığı! Geçen gece de internetten bir klip izleyeyim dedim. Şarkıyı ve şarkıcının sesini çok beğeniyorum. Böyle sarışın bir afet bekliyorum tamam mı? Bir açtım klibi: sanki sokaktan geçen alelade bir kadın. Zaten klip de sokakta geçiyordu. Aynı gün bir arkadaşım bir laf söyledi. Evlat olsa sevilmeyecek iki kadın: eski sevgilinin yeni sevgilisi, yeni sevgilinin eski sevgilisi. Bir bu ikisinin çirkin ya da vasat çıkması hayal kırıklığı değil herhalde.

Asteriks Asteriks Asteriks

Uçakta bebekle yolculuk edilmesine şiddetle kılım. Geçen senelerde bir bayram dönüşü Adana- İstanbul uçağındaydım. Yetişkin başına 3 çocuk düşüyordu. Ama gerçekten başına düşüyordu. Anneler, bebekleri oyalamak için havaya atıp atıp tutuyordu/tutamıyordu. Veya bebekler koltukların aralarından falan el, kol, kafa uzatıp insanları taciz ediyordu. Anlayacağınız, veledini karnından çıkaran, uçağa atlamış. Bebek milleti de uçmayı sevmez. Basınç değişiminden kulakları acıyor. Nasıl acımasın, benimki bile fena oluyor. Ama bu, poposunu yırtmasını gerektirir mi? Gerektirmez. Uçakta tek bir bebek bile ormanda 40 kaplan gücündeyken, koltuğunuzun yakınında beş tane bebeğin aynı anda ağladığını düşünün!! Ya da vazgeçtim, düşünmeyin bile.

Asteriks Asteriks Asteriks

Bebek demişken, kedilere de değinelim bari. Sosyal medyada en çok paylaşılan videolar onlara ait. Salaklıkları ve şirinlikleriyle bizleri güldürürken düşündürüyor, düşündürürken öldürüyor. Poposunun üstüne oturmuş vaziyetteki bir kedinin arkasından kendisine seslendiniz mi hiç? Kafasını çevirip bakmak yerine arkaya doğru eğilip bakar. Çok salak!

Asteriks Asteriks Asteriks

Twitter’da ‘trending topic’ diye bir kavram var. Hakkında en çok konuşulan konu demek. ‘Topic’ de konu başlığı demek zaten. İngilazca. Fakat, benim aklıma mezeden başka bir şey gelmiyor. Nedir topik? Humusa benzeyen, nohut ve tahinden yapılan bir meze. Kültür mozaiği Türk mutfağına Ermeni damak tadının katkısıdır. Yapımı da çok zordur. Topik, Ermenilerin perhiz yemeklerinden biridir. Yedi hafta süren Büyük Perhiz süresince et ve süt ürünleri yenmez, zeytinyağlı yemekler hazırlanır. Topik de bunlardan biridir.

Bu haftalık bu kadar. Yeter gari. Yazmaktan kolum yoruldu. Hadi salıncakla kalın, tahterevalliye binmeyin!

Hepinize, göbeğinizin olmadığı bir dünya diliyorum.

P.S: Haftanın diğer herhangi bir günü, geyiksiz yazılarıma devam edeceğim. Benden kurtuluşunuz yok!

26 Ekim 2011 Çarşamba

HEPİMİZ KRİPTOLOG OLDUK



Kriptoloji, şifre bilimidir. Çeşitli iletilerin, yazıların belli bir sisteme göre şifrelenmesi, bu mesajların güvenlikli bir ortamda alıcıya iletilmesi ve iletilmiş mesajın deşifresiyle uğraşır.

Günümüz teknolojisinin baş döndürücü hızı göz önüne alındığında, teknolojinin gelişmesiyle birlikte ortaya çıkan güvenlik açığının da taşıdığı önem ortaya çıkmaktadır. Kriptoloji; askerî kurumlardan, kişiler arası veya özel devlet kurumları arasındaki iletişimlerden, sistemlerin oluşumunda ve işleyişindeki güvenlik boşluklarına kadar her türlü dalla alakalıdır. Kriptoloji bilimi kendi içerisinde iki farklı branşa ayrılır Kriptografi; şifreleri yazmak ve Kriptoanaliz; şifreleri çözmek ya da analiz etmek. Kriptoloji, çok eski ve renkli bir geçmişe sahiptir.

Wikipedia, kriptolojiyi böyle tanımlıyor. Evet, günümüz teknolojisi baş döndürücü bir hızla ilerliyor. Çok doğru. Bundan 15 yıl önce elektronik posta nedir, bilmezdik. İnternetten çoğumuzun haberi yoktu. Bankacılık işlemleri, bırakın interneti, telefonla bile çok zor yapılabiliyordu. Sosyal medya diye bir kavram akıllarda yoktu. Kişisel güvenlik sistemleri icat olmamıştı.

Oysa şimdi, her birimizin en az bir kişisel e-posta adresi, çalışanların kurumsal e-posta hesabı, çoğumuzun interaktif bankacılık üyeliği, sosyal medya hesabı, bazılarımızın evinde elektronik güvenlik sistemleri var. Hatta, çalışanların büyük kısmı en azından bir kariyer sitesine üye.

Tüm bu varlıklar, güvenliği sağlamak amacıyla şifrelemeyi gerektiriyor. Ve sahip olunan varlık sayısı arttıkça, şifre sayısı da artıyor. Bakın, buraya kadar banka ve kredi kartlarımızdan söz etmedim bile. Şöyle bir düşünün, hayatınızda şifre olmadan kullanamadığınız ne çok şey olduğunu.

Hal böyle olunca, insanların kafası daha çok çalışmaya, beyinlerin belki de daha büyük bir kısmı kullanılmaya başladı. Artık hayatımızda, isim, adres, sima ezberlemenin yanında yeni bir çaba var: şifre ezberlemek. Eskiden eşin dostun telefon numarasını ezberlerdik. Şimdi cep telefonumuza kaydettiğimiz için belleğimizde boş yer açabildik ancak, kullandığımız şifre sayısı belki de en sık aradığımız telefon numaralarının sayısından fazla. Artık daha büyük bir sorunumuz var.

Telefon numarasını unutursanız bir şekilde öğrenmenin yolu bulunuyor ancak şifrenizi kaybederseniz uğraşır durursunuz. Birçoğunuzun şifre unutma sorununu ortadan kaldırmak için çok kolay hatırlayabileceğiniz ve hayatınızda bir anlamı olan rakamları veya harfleri tercih ettiğinizi ve birden fazla yerde de bu şifreleri kullandığınızı tahmin ediyorum. Ya da belli rakamları ya da harfleri kombinleyerek yüzlerce şifre yaratıyorsunuzdur da, nereye hangisini kullanacağınızı nasıl hatırlıyorsunuz, onu kestiremiyorum.

Kendimden örnek vermem gerekirse, şu an hatırladığım en az beş tane elektronik ticaret sitesi üyeliğim, üç mail hesabım, beş sosyal medya hesabım, dört kariyer sitesi üyeliğim, iki internet bankacılığı hizmetim, iki kredi kartım, üç banka kartım ve şifreyle kullanabileceğim ama şu an hatırlamadığım bir sürü varlığım var.

Çoğunuz da benden farklı değilsiniz. Bu kadar üyelik, abonelik ve varlık olunca da, bilgileri en güvenli şekilde saklamak için her birimizin kriptolog olması normal. Az evvel belirttiğim gibi, kolayca hatırlayabileceğiniz şifreler uyduruyorsunuz. İstisnai olarak, acilen üye olmanız gereken bir sitede çabucak uydurduğunuz şifreler vardır mutlaka. Büyük ihtimal oraya bir daha girmeyeceğinizi düşündünüz. Ben bazı oyun sitelerine öyle üye oldum. Bir daha gir desen giremem.

Şifrenizi olur da unutursanız diye bir de güvenlik sorusu soruyorlar. Cevap olarak, kolayca aklınıza gelebilecek ama başkalarının tahmin edemeyeceği bir şeyler yazmanız gerekiyor. Bu da ayrı bir kriptoloji bilgisi tabi... Soru yerine e-posta adresi isteniyorsa, hangi posta adresinizi verdiğinizi hatırlamanız gerekiyor. Öte yandan, sık kullanmadığınız bir yerde şifre isteniyorsa, olası şifreleri ve kullanıcı adlarını deneyip durursunuz. İyi bir kriptologsanız, böyle sorunlarınız olmaz. Hem yüksek güvenlikli, hem kolayca hatırlayabileceğiniz hem de başkalarının asla çözemeyeceği şifreler bulabilirsiniz.

Ben ne yazık ki o konuda iyi değilim. Öyle ki, çok önemli olmayan bazı şifrelerimi ve kullanıcı adlarımı bir yere not etmek zorunda kaldım (Merak etmeyin cüzdanımda taşımıyorum). Ancak, unuttuğum da oldu. En çok hayıflandığım ise e-devlet şifrem. PTT’de 1 lira ödeyip alabilmek için o kadar saat beklediğim, alınca ilk girişte, kendimce yöntemlerle oluşturduğum şifremi, ikinci girişimde hatırlayamadım. Olası tüm kombinasyonları denedim, ama olmadı. 10 hanelik şifreyi bulamadım. Yani o kadar yüksek güvenlik sağlamışım ki, kendim bile çözemedim. Velhasıl, e-devlete o ilk girişimde de işimi görememiştim zaten. O kadar saatimi PTT’de harcadığımla kaldım. İkinci kez almak için ise 10 lira ödemek gerekiyor(muş). Akılsız kriptoloğun cezasını cüzdanı çeker(miş).

Peki ne yapmalı?

Hayatımız, ne yazık ki dijital ortamların ve güvenlik gerektiren mecraların artması sebebiyle şifrelere daha çok bağımlı olmaya mahkum. Henüz şifre sayınız 10’u bulmadıysa çok şanslısınız. Fakat, modern yaşama ne kadar çok ayak uydurmaya kalkar, iletişimi ne kadar yüksek tutmaya çalışırsanız, şifre sayınız o kadar çok artacak ve siz de şifreleme için kendinizce teknikler geliştireceksiniz. İyi bir hafızanız varsa ve rastgele şifreleme yapabiliyorsanız, ne mutlu size.

Hiçbir teknik bilmiyorum, her zaman da şifrelerimi unutuyorum, bir şifreyi ikinci kere kullanamıyorum, diyorsanız da interneti bir dolaşıp tekniklere göz atın derim. Bu iş 4000 yıldır yapılıyor. Mutlaka birileri üstün yöntemler geliştirmiştir. O da çare değilse, sizin için iyi dileklerde bulunacağız:  Şifreniz hep aklınızda olsun, sevdikleriniz sizin şifrenizi unutmasın.

19 Ekim 2011 Çarşamba

KELİME CİMNASTİĞİ



Kafam çok fazla çalışır. Ama gereksiz fazla... Bazen delireyazdığım ve saçma sapan şeylere ATP harcadığım da oluyor. İşte onlardan biri... Geçen gece yatarken aklıma geldi. Tek bir kelimeyi evirdim, çevirdim, bir sürü kelime elde ettim. Alın tepe tepe kullanın. Ne işinize yarayacaksa...



D E N İ R
D E N R İ
D İ N E R
D İ N R E
D İ R E N
D İ R N E
D E R N İ
D E R İ N
D R E N İ
D R İ N E
E D N İ R
E D R İ N
E R D İ N
E R N İ D
E N D İ R
E N R İ D
E D İ R N
E N İ R D
E R İ N D
İ D N E R
İ D R E N
İ N D E R
İ N R E D
İ R D E N
İ R N E D
İ R E N D
İ D E R N
İ N E R D
N E D İ R
N E D R İ 
N E R D İ
N E R İ D
N İ R E D
N İ D E R
N İ R D E
N İ D R E
R E D N İ
R E D İ N
R E N D İ
R E N İ D
R İ N D E
R İ N E D

İşin kötü tarafı, devamı gelecek.